karalama

2009

müzik



...>


dayımın anısına (1958-2008)


Deliler Koğuşu -

Ahmet Sururi Sezer


Sayısı oldukça kabarık olan özel hastala­ra, hastane yöneticisi oldukça büyük ve rahat bir koğuş tahsis etmişti. Hastaneye gelen ziyaretçiler için büyük bir eğlence kaynağı olan hastalara, (deli de diyebiliriz.) belirsiz bir şahıs tarafından sonsuza dek (ölünceye kadar) bakılması sağlanmıştı.


Tam sayısı 17 olan (7 kişinin ölmesiyle) 10 kişi kalan bu hilkat garibeleri nedense diğer hastalardan farklıydılar. Bunu anlamak için hastane personelinin onlara karşı tutumunu ince­lemek yeterliydi. Diğer delilere uygulanan (me­selâ soğuk duş, elektrik duşu vs.) gerekli işlemler onlara uygulanmaz ve personel gerek yemek dağıtımında gerek bahçede dolaşımda büyük bir nezaket gösterir, sanki onları incitmek istemezlerdi.


Günlerden salıydı, hastanenin yeni dok­torlarından Ahmet Günalp birinin, kendisinin dikkatini çekmek istediğini hissetti. Ve arkasını dön­dü: Karşısında 50 yaşlarında kır saçlı, gözleri dikkati çekecek kadar parlak uzun boylu bir adam gördü: Adam konuştu...


— Sen! buraya gel...

— Ne istediniz?

— Birine ihtiyacım var, çok yalnızım çok yalnızız. Bize deli diyorlar değiliz, Değiliz… Adamın son kelimesinde biraz acılık var­dı. Doktor Ahmet Günalp onun kendisine bahsedilen özel hastalardan olduğunu anladı. Büyük bir merakla:

— Derdinizi anlatın lütfen, belki... dedi ve sustu.

Adam hızlı hızlı konuşmaya başladı...

— Biz İzmir'in Torbalı köyündeniz. 1993 ta­rihinde çocuklar köyümüze heyecanla koşarak geldiler. Onları zorla yatıştırdık. Sorduk:

— Ne oldu? Ne koşarsınız?

Karışık olarak anlatmaya başladılar. Köyün biraz uzağında bir yere ateş düşmüş. Merak ettik. Çocukları, kadınları, ihtiyarları eve soktuk. Ve 17 kişi ne olduğunu görmeye gittik. Biraz köyden uzaklaşınca ufak tabak şeklinde bir şey gördük. Yaklaşınca o şey büyüdü, bü­yüdü kocaman oldu. Korktuk yanına yaklaşamadık. Uzaktan baktık. Sonra çok sonra merakımız korkuya üs­tün geldi ve o şeyin yanına yaklaştık. Şimdiye kadar böyle bir şey görmemiştik. Biz ona bakarken bir kapak açıldı, İçinden 3 tane yarım metre boyunda adam çıktı. Donmuş kalmıştık. Üstünde (rengi belli olmayan) belirsiz bir elbise olan adam elindeki muzu andıran şeyi üze­rimizde gezdirdi. Sanki çok uykum gelmişti, Uyudum, sonrasını hatırlamıyorum. Gözlerimizi açtığımızda ben ve arkadaşlarım buradaydık...


Konuşması kesildi, çok uzaklara dalmış git­mişti. Sadece dudakları kıpırdıyordu. Bir hastabakıcı geldi koluna girdi ve onu götürdü...


Doktor onun arkasından baktı ve düşündü: «Keşke bizi o gün görmeselerdi. Belki her şey başka olurdu. Gemiyi de tamir edememiştik ve dünyaya uyum göstermiş burada kalmıştık!» Hırsla yere tükürdü... Oysa onun dünyasında hırs ve tükürüğün yeri yoktu...


Ahmet Sururi Sezer, 3.Ödül, X-Bilinmeyen Bilim Kurgu Dergisi, Ekim 1977.


8 adam